Peki ya, neden fotograf?

Peki ya, neden fotograf?

Ürkütücü bir sorudur.

Bu soruya maruz kaldığınızda eğer henüz hazır değilseniz, soruyu soran kişiye karşı kızgınlık bile hissedebilirsiniz. Sonradan belki kendi kendinize de sorarsınız bu soruyu. Cevaplayamayınca kendinize da kızmanız olasıdır.

Bu kadar kendimizi meşgul ettiğimiz bir uğraşa dair neden sorusuna cevabımızın olması gerekir diye vicdan yaparsınız. Başka birisine cevap vermek veya bir topluluk içerisinde kötü duruma düşmemek için değil. Ciddiye aldığımız bir işin bilincine varabilmek için.

Düşünelim öyleyse.

Ben de düşündüm şöyle bir…

Önce kaçamak gibi gözükse de yürekten hissederek; nasıl yani, neden fotoğraf çekmeyecek mişim, nasıl ilgilenmem; sahi siz nasıl olur da fotoğraf çekmeyip, fotoğrafa önem vermezsiniz?! diye haykırasım gelir soruyu sorana. Gerçekten de budur hissettiğim.

Daha sonraları ise şöyle cevap verebilirim dedim, ilk insanlar mağaraya ne diye figürler çizdiyse ondan arkadaşım, içgüdüdür içgüdü!

Yani anlayacağınız mantıklı birkaç argümanı sıralayamıyordum bu soru karşısında.

Bunu da “zaten mantıkla açıklayabildiğim bir şey olsa bu kadar kafayı takmazdım” bahanesiyle açıklayıp yırttım bu sorudan kendimi bir süre.

Fotoğrafa nereden bulaştığımı düşündüğümde karşıma ilk olarak anılarını fotoğraflayarak  saklama geleneğini çok sıkı uygulayan bir ailede büyümem çıkıyor. Annem ve babamın peşinde gezerken, babamın annemle birlikte bir fotoğrafta çıkmak istemesi sırasında etrafta makineyi verecek başka birisinin olmayışıdır benim 5 yaşında o “anı makinesini” alıp, onları kadraj içerisine sıkıştırıp, nişan alarak o anı yakalamam gereken an; yani ilk görüşte aşk misali, o ilk görüş…

Sahi o nasıl bir histir öyle!?!

Gözünle gördüğün bir şeyi parmak hareketinle ebediyen saklayabilme kudreti, söyleyin müthiş bir şey değil midir?

Geçtiğimiz yüzyılda olaylar ve hayatlar edebi birer eser haline getirilmek, yazılmak için yaşandı. Bu yazıyı kaleme alan ve neden fotoğraf aşkına düştüğünü açıklamaya çalışan insanoğlu’nun doğduğu yüzyılda ise artık her şey görüntülenmek için yaşanıyor.*

Bu durumda evet, günümüzde gördüğümüzü saklamak, hele ki gördüğümüz şeyin diğer tüm insanlar tarafından nasıl algılanacağına elinden geldiğince karar verecek olan bu görüntünün sınırlarını, açı ve perspektifini, katmanlarını ayarlayan, buna yönelik hükümde bulunan insan gerçekten de bir kudrete sahip değil midir?

Eğer ki fotoğrafı çekenin bir teknoloji ürünü değil de insan olduğunu düşünür vaziyetteysek (bu vaziyetle ilgili ileride konuşacağız) cevabımız evet olacaktır.

Bu ‘kudret’in yol açtığı biriktirme dürtüsüyle insanlığın yarattığı görüntü çöplüğüne ve gördüğümüz her şeyi kaydetme isteğinin sapıklığa dönüşebildiği noktaları da yine ileride konuşalım.

“Bre alt tarafı anı fotoğrafı çekiliyormuş, sen de çekmeyi öğrenmişsin. Nereden geldin şimdi bu basit işin bir kudret oluşuna, insanların algısını şekillendirmeye?” derken umarım kapamadınız pencereyi, fazla dalmadan demeye çalıştığım noktaya geleyim o zaman; evet, görüntü çağında etrafında birçok fotoğrafın olduğu ve bunlara yenilerinin eklendiği üstelik bu işi yapan plastik makinelerin (maalesef, dedemin program ae1’i ile veya amcamın lubitel’i ile düştüm bu aşkın peşine şeklinde bir öyküm yok) ulaşılabilir olduğu bir ortamda dünyaya gelmem fotoğrafın peşine düşmemdeki en önemli nedenlerden biriydi. Birçokları gibi şüphesiz.

Ancak hayatında fotoğrafa yer verip anılarını arşivleyen, onları duvarlarına asan yani fotoğrafla ilişkisi standart düzeyde mevcut birisi olarak sizlere seslenmiyorum tabii.

Bu durumda başa dönüyorum.

Bu sefer de şöyle kaçamak bir cevap geliyor aklıma;

Yaşanılan çağdaki çevresel koşullar ile nevi şahsıma münhasır genetik kodlarımın birleştiği zaman ve mekanda fotoğrafla ilgilenen bir metabolizma çıkmış ortaya. Budur. Materyalist bir cevap ama sanırım en samimi ve hakiki cevap da bu olsa gerek.

* * *

Yine de denedim şansımı ve bir takım motivasyon kaynaklarını tanımlamaya çalıştım fotoğrafa dair. İnsan neden fotoğrafla ilgilenir sorusuna karşılık da gelebilecek, kendime yakın hissettiğim maddeler bunlar, başlıyorum:

1) Fotoğraf hafızayı dinç tutar. Bir insan hatırladıklarıyla bir insandır. Hatırlananlar ise çoğunlukla zihinde bir görüntü olarak varolur. Bu yüzden hafızayı dinç tutacak en somut varlık fotoğrafın kendisidir.

Koku kaydeden bir cihaz icat edilse idi belki bu işlevi o cihaza yüklerdik. Ama icat edilmedi. Koku kaydeden bir cihaz icat edilmediği için görüntü devrinde yaşadığımızı dahi iddia edebiliriz ancak, bu başka bir yazının konusu olacağından fazla kurcalamayalım, şimdilik.

Öncelikle bireysel hafızamı oluşturması adına günlük tutar gibi yaşamımı fotoğraflarla belgelememi sağlayacak bir motivasyon oluştu hayatımda. Kalemim yeterince iyi ve akşamları yatmadan önce yeterli vakti ayırabileceğim iradem olsaydı belki günlük yazacak, fotoğraf çekmeyecektim. Ama genetik kodlarım ve çevresel etmenler beni böyle kıldı.

Bireysel hafızadan gelelim toplumsal hafızaya…

Bir noktadan sonra düşünmeden de olsa çektiğim ve çekeceğim fotoğrafların başka zihinlerde oluşturacağı hafıza külliyatının farkına varmış olmalıyım. Belki o vakit anladım fotoğrafın gücünü. “Tarihi fotomuhabirler yazıyor aslında” bile dedim. Olup biten bir olay görüntülenmese idi olup bitmeyecekti ya hani… Bu da güçlü bir motivasyondu.

 

2) Fotoğraf gezdirir, gördürür.

Bir önceki yazımda gezmenin önem ve gereğinden kısaca bahsetmeye çalışmıştım.

Birisi, fotoğraf peşine düştüyse eğer sırası duruma göre değişerekten, ya şöyle bir etrafında çıkar görüntü avına, ya da onu cezbedecek görüntülerin başka yerlerde olacağına inanarak atar kendini yollara. İnsanın ne amaçla olursa olsun seyahat etmesi, farklı yerler görmesi son derece faydalıdır. Seyahat etmek zihin açar, ufuk genişletir, bedeni yorsa da ruhu dinlendirir. Hali hazırda seyahat etme alışkanlığınız yoksa fotoğraf bu alışkanlığı tetiklemek için son derece uygun bir araçtır. Fotoğrafın amaç, seyahatin de bunun için araç olduğu durumlar aynı zamanda fotoğrafı seyahat etme amacı içinde bir araç haline dönüştürür. Amaç-araç ilişkisinin birbirine rahatça karışabildiği ve her türlü faydalı bir bileşim oluşturduğu yegane ilişki, belki de fotoğraf çekmek ve seyahat etmek arasında ortaya çıkar.

 

3) Fotoğraf; gözü, gönlü, beyni açar.

Fotoğrafın bu üçlüyü açması, onları genişletmesi konusunda ne yazsam bilemedim. Belki de yeterince açamamıştır bendekileri henüz!

İnsanın etrafını anlamadaki en mühim algılama araçları olan göz (bakan değil de görenlerinden), gönül ve beyin, etrafımızı anlayıp etrafımızdakilerden bir anlatı kurmamızı sağlayan fotoğraf ile yoğun bir ilişki içerisindedir. Bu yüzden şüphesiz fotoğraf bu algı yollarımızı geliştirecektir.

Fotoğraf çektikçe daha fazla okuma, daha iyi filmler izleme, daha çok müzik dinleme ve daha yoğun düşünme gibi ihtiyaçları hissetmeye başlarsınız. Belki yazma ihtiyacı bile hissedersiniz şu an yaptığım gibi.

 

4) ve hatıralar…

İlk bahsettiğim hafıza başlığı altında değerlendirebilecek bir konu aslında hatıralar ve onların fotoğrafa tezahürü. Ne demiş Plato, aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız. Bu yüzden belki fotoğrafı kutsal olarak dahi addedebiliriz.

Çektiğiniz her şey yitip gidecektir. Elinizde ise fotoğraflar bir belge olarak kalacak hatıralarınıza kuvvet verecektir. Önemlidir.

 

 

 

Bu mantıklı argümanlar daha çok fotoğrafa neden başlayıp merak saldığımla ilgili değil de bu yolda motivasyonumu sağlayarak fotoğraf karşısında algı kapakçıklarımı neden açık tutmaya devam ettiğimi açıklayabilecek argümanlar oldular.

 

Siz niye bu yazının sonuna gelecek kadar fotoğrafla ilgilisiniz?

 

 – bitti –

_________________

*: Bir yerden alıntıladığım ancak nereden olduğunu hatırlayamadığım bir söylemdir.

5 Yorumlar

  1. Bu yazının sonuna kadar gelebildim.Ya da geldim. 🙂
    Neden…..
    Fotoğrafa olan ilgimden ve içten gelen samimi hislerinle yazmış olduğun bu satırlar Yavuz..Ah DF yi unutmayalım :))))
    Peki ya ,neden fotoğraf?
    sanırım yazdığın 2.şık.Beni gezdirdi,gördürdü..Belki çocukluğumdan beri var olan ama ortaya çıkmaya fırsat bulamamış fotoğraf sevdam..
    ilk fotoğraf makinamı babam Kore´den getirmiş ben 5 yaşımdayken.Kodak marka küçücük kahverengi bir kutucuk :)))) ozaman ki bana göre upuzun askısı vardı,uzunca bir dönem boynumda dolaştırdığımı hatırlıyorum ama neler çektiğimin belgesi maalesef yok..
    Neden yok;işte ben de bu sorunun cevabını bulabilmiş değilim…
    Ailecek fotoğraf çektirmeyi severiz.Anıları tazelemek istediğimde başvurduğum yıllanmış müzikli fotoğraf albümümüz hala duruyor.. Yani fotoğraf anı da tazeliyor evet.Bir de stresten uzaklaşmanın en iyi ilacı…
    Galiba bir de ;çektiğim fotoğrafların başka dimağlarda oluşturacağı algılamayı merak edişimdir fotoğrafa ilgim…
    Ve en büyük özlemim karma da olsa bir sergilemede yer almak…
    Umutlar tükenmez,dijital ortam ve ilgi oldukça fotoğraf da tükenmez…..
    Sevgiyle kal..Alev ablan..

  2. Özcan Yurdalan

    Yavuz selam,
    YAzını okudum, eline sağlık, gayet isabetli bir metin olmuş, verdiği cevaplardan çok sorduğu sorular önemli. Sen de yola çıkışta “neden” diye başladıysan eğer bunun arkası gayet samimi ve hakiki biçimde gelir. Aynı zamanda her fotoğrafçının bu sorulara kendince vereceği dürüst cevaplar fotoğraflarının gerçek olmasını da sağlar. BEnim sana diyeceğim iten kelam is şudur: Dİyaframı biraz daha jısman lazım. f16, f 32, mümkünse f64 şeklinde…
    kolay gelsin,
    sevgiler
    özcan

    • Yavuz Karaburun

      Özcan hocam, diyaframı daha kısabilmek için çok ışık lazım onun için de elden geldiğince aydınlanmaya devam, veya çok uzun pozlamak (yani uzunca yaşayıp hayatı deneyimlemek) lazım 🙂 Deneyeceğim.

  3. Füsun

    Ben gördüklerimi, yaşadıklarımı her zaman hatırlayabilmek için fotoğraf çekerim. İnsan hafızası nankördür çünkü. Ayrıca gördüklerimi, yaşadıklarımı başkalarıyla paylaşabilmek için çekerim. Ağzım pek laf yapmaz zira.

  4. Burcu Çelik

    Yavuzcum , yazılarını yeni okumaya başladım. Nasıl geldiysem bu bölümü okuyorum işte 🙂 Bazı şeylerin genetik olduğunu düşünüyorum . Genlerimizde var bu fotoğraf sevgisi. Atalarımızdan biri çoook eskiden duvarlara çok resim yapıyormuş demekki 🙂 Geliştirmesi de bize kalmış.
    Hatıralara önem vermemizden de kaynaklanabilir.Yada olayları unutmak istemeyişimizden.
    sevgiler 🙂

Trackbacks/Pingbacks

  1. Güzel, İyi ve Özcan Yurdalan | Diyafram 8 - [...] fotoğrafla neden ilgilenirdi? Kendim adına bu soruyu bir önceki yazımda cevaplamaya çalışmış, becerememiştim. Ancak çoğumuzun güzel bir şeyler ortaya…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir