Marrakesh

Marrakesh

Önceki yazımda Fas’a geliş nedenimden bahsetmiştim. İlk çalışmalarda tıpkı benim gibi gelen iki Hindistanlı ile tanışıyorum. Bir perşembe günü çalışma ikinci kez önceden bildirilmeden iptal olunca Marakeş’e basıp gitmeye karar veriyoruz. Kazablanka’dan üç buçuk saat kadar süren yolculuğun maliyeti 90 Dirhem. Yani 9€ kadar… o da eder ~22 TL.

Öğlen 15’teki trene yetişemeyen yol arkadaşlarıma kızıyorum. Sonraki trene biniyoruz ve telafi ödülü gibisinden gün batımında tren yolculuğu yapma fırsatı elde etmiş oluyorum. Batan güneşin aydınlattığı vagon, fotoğraf için elverişli olduğu kadar beynin de esip gürlemesi, insanın hayatı sanki çok anlıyormuş gibi içlenmesi için uygun bir ortam oluşturuyor. Memlekette de trene pek binmemişiz ya, coşuyoruz adeta. Coşuyoruz derken, ben, sağ ve sol loblarım, kulaklarım, gözlerim, ellerim.

Bir de insan evden çok uzaktayken, ülkesindeki yakınlarını, uzaklarını, tüm tanıdıklarını ne kadar çok sevdiğini anlıyor. Diyorum… Yoksa sevmek acizlik mi? Fazla duygusala bağladığımı düşünüp kendime kızıyorum.

Günbatımı sarhoşluğunda şakıyorum not defterime; “İnsanın kalbinin vücut ağırlığını geçtiği zamanlar, yolculuklara denk gelmeyi pek sever. Yalnız çıkılan, yalnız kalınan yollar; insana ağırlığını taşımayı öğretir.

Bak sen hele derken gün batmış oluyor ‘Oturup derdimi dökecek bir vefalı yarim yok, diye mırıldanırken (buraya tıkla sen de mırıldan) Marakeş’e yaklaşıyoruz, nerede kalacağız, ne yapacağız acaba gibisinden dünyevi sorunlar romantikleşen kafayı dağıtmaya birebir. Tertemiz ve hoş bir gar karşılıyor bizi.

* * *

Fas’ın en büyük ikinci kenti Marakeş, turistik nedenler sonucu Fas denildiğinde akla ilk gelen şehir aynı zamanda.

Hint arkadaşlarımdan birisi Marakeş’te Fas’lı sevgilisiyle buluşuyor. Bizim Fas’a gelmemize vesile olan organizasyon sebebiyle hanımkızımız vaktinde Hindistan’a gittiğinde tanışmışlar ve şimdi de oğlumuz Fas’ta. Bana, birlikte Şefşaun’da buluştuğumuzda kızla evlenmek istediğinden, birlikte Türkiye’ye yerleşebileceklerinden bahsedecek. Hevesini kırmak aklımın ucundan geçmeyecek, bol şans dileyeceğim.

Geriye bir Türk bir Hint kalıyoruz. Arkadaşla kafa yapısı olarak fazla örtüşmediğimizi ben başından anlıyorum ya, takıldım peşine geldim Marakeş’e. Ne olabilirdi ki? İnsan ve şehir tanıyacaktım. Haftasonu kendi Fas’lı evsahibi ve ailesiyle, evsahibinin memleketlerine gideceklermiş, beni de çağırıyor üstelik. İşin içinde gezmek var, sıcak bir davet var, ortak bir plan güven de veriyor daha ilk haftamı geçirdiğim bu ülkede.

Palmiyelerin altında bekleşen petit taxi’lerden birine biniyoruz. Taksimetreyi açtırmak imkansız, dilimizin döndüğünce pazarlık yapıyoruz şehir merkezindeki medina’ya ulaşmak için. Bana kalsa forza tabanvay.

Kısa bir süre sonra medina’ya varıyoruz. Taksiden iner inmez ilk hedef bir hostel veya bir otel bulmak. Bizim bu halimizi gören turist avcıları boş durmuyor ve takılıyorlar peşimize. Bize yatacak bir yer bulmakta oldukça kararlılar. Peşi ardına ellerinden kartvizit çıkıyor, bir yerlere götürülüyoruz. Karşı koymak güç, zaten biz de bir yer aradığımız fakat bir yer bilmediğimiz için yelkenleri kolayca indiriyoruz suya. Bakıyoruz medina’da birkaç hostel’e. Arkadaşım bu bölgede kalmanın güvensiz olacağından yakınıp duruyor, bense hepi topu bir yatak lazım bize fazla para harcamaya gerek yok bunun için diye düşünüyorum ancak bir süre sonra hem hint aksanıyla uğraşmaya halim kalmıyor hem de bir gece için olsa olsa 10-20€ daha fazla verip yatağının yumuşaklığının (Fas’ta yattığım döşekler çoğunlukla sertti) ve odasının konforunun garanti olacağı bir otelde kalma fikrine gönülden razı oluyorum.

150 Dirhem civarına sunulan mütevazi odaları bırakıp, gar’ın hemen yanındaki Hotel Ibis’te iki kişilik odaya 560 DH vereceğiz. Ama öncesinde gar’ın bulunduğu yere geri dönmek yerine yanı başımızdaki şu meşhur Jemaa el-Fna meydanını ve etrafı gezmeye karar veriyoruz. Çantalarımız hafif.

* * *

Meydan’a adım attığımızda, Fas’a geldiğimi yeni anlamışım gibi hissediyorum. İleride birsürü sokak lokantası mis gibi koku ve manzarasıyla uzanıyor, berisinde çeşitli gruplar toplanmış yerel müzikleri çalıyorlar. Kınacılar, falcılar, türlü türlü seyyar satıcılar, faytonlar… Ortalık şamata. Karnımız aç. İlk sıradaki lokantanın uzanan masasının iki yanına geçip taburelerimize oturuyor tajin’imizi, kuskus’umuzu istiyoruz. Fas’ta yiyeceğim en güzel birkaç öğünden birisi için neredeyse hazrola geçiyorum. Malum, meydandan yükselen Afrikavari ritmlerine midem eşlik etmeye başlamış.

Tajine, geleneksel Fas yemeklerinden bir tanesi ve bence en iyisi. Özelliği yemeğin içinde piştiği çanaktan geliyor. Bir güveçin içindeki sebzeli veya meyveli etin, tavuğun, balığın üzerine dairesel bir koni kapatılıyor ve yüksek ateşte pişiriliyor yapılan yemek.

Couscous ise bir diğer marifetleri. İrmik yemeği olan kuskus, çeşitli et ve sebzelerle yapılıyor. Fas yemekleri diyorum aslında ya bu çok doğru bir kullanım değil. Bu geleneksel yemeklere Cezayir, Tunus, Libya gibi diğer Magrip ülkelerinde rastlamak mümkün. Çünkü Berberi kültüründen gelen yemekler hep. Berberiler, Araplardan farklı bir millet olmakla birlikte bu konuya bir sonraki yazıda değinmeyi düşünüyorum.

Yemek yedikten sonra suratımız gülüyor, meydanı birkaç kez tavaf ediyoruz. Müzik yapan bir grubun etrafındaki taburelere ilişiveriyorum. Birkaç dirhem’e konser dinleyeceğim ne olmuş, 10-15 dakika kadar müzik eşliğinde Marakeş’e iyice karıştıktan sonra şehrin ünlü camisi Kutubiyya’ya doğru gitmeli deyip kalkıyoruz. Hemen yakındaki minareye ulaşıyoruz. Bu minarenin yüksekliği 70 metre. Marakeş’te daha yüksek bir yapının yapılmasına kesinlikle izin verilmiyormuş. Aynı durum Kazablanka’daki Hassan II camisinin minaresi için de geçerli. Kazablanka’da da 210 metre’yi geçemiyor binalar yani.

Sonrasında gece hayatı faslı var. Öncesinde otele gidip çantalarımızı bırakıp dinleniyoruz. Hint arkadaşımın taşıdığı 70’lik votka’yı kendisinden aldığım bir vergi niyetine umarsızca içiyorum. Eleman gelmeden önce Marakeş’in meşhur mekanlarını yazmış kafasına. Yol boyunca Theatro deyip duruyordu. Bir de 555 diye cakalı bir başka yer daha varmış. Bundan sonrasında anlatacak fazla bir şey yok aslında. Bu tip mekanlar dünyanın her yerinde aynı sanırım. Meraklısına, gitmek isteyene tavsiye olunur. Bu saydığım iki mekan Marakeş’in en ön plana çıkan yerleri. Dünyaca ünlü DJ’lerin arada bir uğrayıp performanslarını sergilediği yerler. Tabi önceden programlarına göz atmakta fayda var.

Ne yazık ki Marakeş öyküm kısa sürüyor. Bağlı olduğumuz organizasyon cuma günkü çalışma için ısrarla çağırıyor bizi, Rabat’tan bir gözlemci gelecekmiş kendileri için önemliymiş. Bir süre düşündükten sonra sabah treniyle Kazablanka’ya dönmeye karar veriyoruz. Benim aklımda Marakeş’e bir kez daha gelme fikri vardı fakat olmadı.

Bir sonraki yazıda Magrip’in en büyük medina’sının olduğu Fes şehrini gezeceğiz, Fas’lı Nabil’le ülkenin bazı gerçeklerini konuşacağız. Takipte kalmak için :Facebook | Twitter | Flickr | RSS

 

- bitti -

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir