Atlaslarda Bir Yer: Azilal ve Berberiler

Atlaslarda Bir Yer: Azilal ve Berberiler

Fas’ta geçirdiğim ilk haftasonu bir davet alıyorum. Fas’a tıpkı benim gibi gelen Hint arkadaşımın kaldığı evsahibi ailesiyle memleketine gidecek, bizi de çağırıyor. Neden olmasın deyip kabul ediyoruz. Hem Asilah’ın kuzey’de şirin bir sahil kasabası olduğunu bildiğimden canı gönülden kabul ediyorum teklifi.

Yolculuk öncesi cuma akşamı Kazablanka’da onlarda kalıyorum çünkü sabah erkenden çıkacağız yola. Tam yatmaya hazırlanırken Hint, bizi güzel sahillere götürürsün de mi diye soruyor, gelen cevap ise ne sahili oğlum Fas’ın ortasına gidiyoruz olunca benim aklım karışıyor. Nasıl yani nereye gidiyoruz ki biz deyince gittiğimiz yerin Azilal olduğunu öğreniyorum. Aslında elemanın memleketinin Azilal olduğunu Facebook’ta da görmüştüm fakat ben bunu Asilah’ın Fas’lılarca yazılış şekli olduğunu sanmış aldırmamıştım! Hoş, yine de reddetmezdim bu teklifi muhtemelen ama tahmin edersiniz ki biraz dumur oluyorum.

Azilal gerçekten de Fas’ın tam ortasında, uzanan Atlas Dağlarında bir yer. Dağlık bölgeler ise çok eskiden bu yana Berberiler tarafından mesken edilmiş.

Berberilerin Araplardan farklı bir halk olduğunu önceki yazımda belirtmiştim. Arap kültürü etkisi altında kalmış olsalar da farklı ve köklü bir geçmişleri, kendilerine ait dilleri ve kültürleri var. Aynı zamanda isyankarlıklarıyla da tanınmışlar tarihleri boyunca. Zaman zaman devlet kurmuşlarsa da tarihini bol hareketli geçirmiş bu coğrafyada şimdi Arap ülkelerinde yaşayan bir halk konumundalar. Wikipedia’ya göre,

Berberiler, bugünkü Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ı içine alan Kuzey Afrika’nın bilinen en eski yerli halkıdır.” “Sayıları 60.000.000 civarıdır. Kuzey Afrikadaki Fas,Cezayir,Tunus,Libya dan Güneyde Gineye kadar ulaşan bir alana sahiplerdir. İç afrikada bulunanlar asimile olarak benliklerini yitirmişlerdir. Kuzey afrikadakiler ise ülkelerin güneyindeki çöl alanlarında benliklerini ve kültürlerini sürdürmektedirler.

Özcan Yurdalan da Fas’la ilgili kitabında şunları aktarıyor:

Bu topraklarda beş bin yıldır yaşayan Berberiler kendilerini Amazig diye adlandırıyor. Amaziglerin birbirinden farklı lehçelere sahip dilleri, alfabeleri, müzikleri ve sözlü edebiyat gelenekleriyle Afrika’nın en eski halklarından biri. Romalılar, bir türlü kontrol edemedikleri, dillerini ve kültürlerini öğretemedikleri bu halkı ‘Barbar’, ‘Berber’ diye adlandırarak aşağılamak istemişler. Romalıların olumsuzluk yükleyerek kullandığı bu sıfat, Amazigler tarafından yeniden anlamlandırılmış; isyankâr ve özgürlükçü karakterlerinin ifadesi olarak kullanılmaya başlamış. Amazigler kendilerini aynı zamanda Berberi diye tanımlıyor.

İki yüz elli yıldan fazla hüküm süren Romalılardan sonra gelen Araplar, Fransızlar ve İspanyollar da Berberileri kontrol etmeye çalışmışlar ama başarılı olamamışlar.

Berberi kültürünün hiç değişmeden süregeldiğini söylemek mümkün değil ancak etkilendikleri kadar etkilediklerini de belirtmek gerekiyor. İşgaller ve asimilasyon politikaları yerel kültürde erezyona yol açmış. Özellikle son dönemdeki Fransız işgali sırasında Berberi sembolizmi ve desen zenginliği önemli oranda kaybolmuş ama daha önemlisi geleneksel tıp bilgisi unutulmuş. Fas’ta hâlâ yaygın olan doğal tedavi yöntemleri o günlerden kalmış bilgi kırıntılarıyla idare ediyor.

Bağımsızlıktan sonra Berberilerin ana dil hakkı için verdikleri mücadele devam etmiş. Arapça resmi dil olsa da Fransızca’nın günlük hayattaki etkisi sürüyor. […]

Bugünkü Fas nüfusunun yüzde altmışı kendini Amazig/Berberi olarak tanımlıyor. 10 milyon kadar Faslı, Berbericenin çeşitli dillerini ve aksanlarını konuşuyor. Üç farklı Berberi dilinde yayın yapan radyo ve televizyon istasyonu kurulmuş. Önceki yıllarda Berberi alfabesiyle yazmak suç sayılırken genç kral VI. Muhammed’in tahta çıkmasından sonra Tifinag adlı alfabe yeniden canlandırılmış. Mısır hiyeroglifiyle yaşıt kabul edilen bu yazı, 2003 yılından itibaren geliştirilerek kullanılıyor. Bazı okullarda Berberi dili ve alfabesiyle eğitim veriliyor.

Magrip En Uzak Batı – Özcan Yurdalan – Sf.223-224

Gerçek anlamda monarşi’yle yönetilen demokrasi yoksunu bu ülkenin, tanıdık bazı konularda cumhuriyetimizden ileriye gidebilmesi düşündürücü değil mi?

Krallıktı, feodalizmdi, monarşiydi, oligarşiydi derken demokrasiyle birlikte ulus-devletlerin hüküm sürdüğü çağda ve bizim bu çağın gelinen son noktaymış, asla değişmeyecekmiş gibi okuyup öğrendiğimiz, tarih dersinde yalnızca kendi milletimizin tasarlanmış kökü ve menfaatleri penceresinden baktığımız dünya’ya, güney amerika’daki, kuzey afrika’daki ve bilimum coğrafyadaki çok benzer geçmişlerden, farklı halklardan habersiz yetiştiğimizden ötürü tarih dersinin amaç olarak ön gördüğü şekilde geçmişten ders çıkartarak bir vizyona ulaşmamızın gerektiğini pek verimli bir şekilde beceremediğimiz bakış açımızla elbette bu olan bitenlerden bir haber yetişivermiş oluyoruz ve kimi tabuları aşmamız oldukça zor bir hale geliyor. Gezip görmenin bir önemi de burda karşımıza çıkıyor belki.

Bunları düşünürken verdiğimiz ilk molada, Azilal’li Simo’nun babasıyla  giriyoruz muhabbete. Türkiye’den geldiğimi öğrendikten bir süre sonra bana “Kürt müsün?” diye soruyor. Aslında akdenizli bir tipim var ya (kendi kendime yaptığım bu tespit yurtdışında beni ilk ispanyol, italyan veya yunanlara benzetmelerinden kaynaklı, hoş, zaten bir egeli değil miyim sanki), soruyor işte. Şaşırıyorum ve olmadığımı belirtip düşünüyorum; birbirinden alakasız coğrafyalardaki benzer kaderi paylaşan halkların birbirinden haberdar olması tesadüf olmasa gerek; tıpkı benzeri problemlere maruz kalmadan yetişen çoğunlukların da bihaber olması gibi. Amcam doymuyor, keyifle muhabbeti İrlandalılara da getiriyor. Konu Katalanlara gelmeden molamız bitiyor amma velakin.

Yol boyunca Simo’yla siyaset, ekonomi ve her üniversite öğrencisi -özellikle işletme-iktisat okuyanlarınki- gibi ne yapacağız ya mezun olunca muhabbeti döndürdükten sonra Azilal’deki evlerine varıyoruz.

 

Eve girer girmez yuvarlak bir sofra hazırlanıyor salonda. Kendimi değil başka ülkede, fevkalade Türkiye’nin kırsalında hissetmem için bir dolu neden var burada. Televizyon’da arapça dublajlı Fatmagül’ün Suçu Ne? oynuyor misal. Sofraya gelen lavaş ekmekleri, evin düzeni, halılar, mobilyalar, perdeler, Simo’nun ailesi… Hepsi bizim köylerimizden, kasabalarımızdan çıkmış gibi. Berberi ailenin misafirperverliği de Anadolu’yu hiç mi hiç aratmıyor.

Günümüz öğünler arası dinlenmekle geçiyor. Akşam yemeğinde deniz mahsüllü bastilla çıkıyor karşımıza. Koca bir tepsi börek görünümlü bu yemeğin içinde makarna/noddle gibi bir şeyle karışık denüz mahsülleri, mantar ve zeytin gibi bilimum malzeme bulunuyor.

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp gün boyunca bölgenin doğal güzellikleri içerisinde Simo’nun abisi ve amcası tarafından gezdiriliyoruz. Göl kenarında mangal yapıp, barajın etrafında gezip, çevresinde kimi turistik işletmelerin bulunduğu bir şelaleye gidiyoruz.

 

 

 

 

Fas’taki ilk haftasonunu bu şekilde geçirdikten sonra pazartesi çok erkenden kalkıp otobüse binmemiz gerek çünkü Simo üniversitedeki dersine yetişmek istiyor. Yedi saatlik yolculuktan sonra Kazablanka’ya varıyoruz fakat benim başıma garip bir şey geliyor ve ani bir kararla kendimi tekrar yollarda buluyorum, üstelik bu defa yalnız bir şekilde!

Takipte kalın: Facebook | Twitter | Flickr | RSS

 

- bitti -

5 Yorumlar

  1. Umut Cemgil AKKAYA

    Nefis bir yazı olmuş.Emeğine sağlık Yavuz…Bu yazı ve daha niceleri için…

  2. orkut korul karabel

    Güzelmiş gezmek ha:) gezgin kuzenim tebrikler, merakla bekliyoruz devamını…

  3. Merhaba,
    heyecanla yazının devamını aradım ama bulamadım. Yolların devamını merakla bekliyoruz.

    • Yavuz Karaburun

      Merhaba, yorumunuz için çok teşekkürler.
      Fas’la ilgili tüm her şey hala not defterim’de ve harddisk’imde duruyor, tek gerekli olan derleme işini yapabileceğim bir motivasyon. Toplam altı yazılık bir seri düşünmüştüm ve ilk üçünü yazabildim ve sonra hevesim kaçmış olmalı ancak 1 yıldır bunu tamamlamam gerektiğini kendime hatırlatıp duruyorum. Bu yorumu yazdığınız sırada o motivasyonu bulur gibi oldum ancak anlaşılan başarısız olmuşum, ki cevabı da şimdi yazdığıma göre bu blog işine geri dönmem sanırım biraz daha vakit alacak. Devam etmeye başladığım zaman size mail atacağım 🙂
      Görüşmek üzere!

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir